Okulda Beslenme Saati: Çantaya Ne Koyduğunuz Kadar Nasıl Koyduğunuz da Önemli
Beslenme molası çocuğun günün ortasındaki enerjisini belirler. Doyurucu, kolay yenen ve gerçekten tüketilen bir çanta nasıl hazırlanır?
Selin Ertem 4 dk
Okul gününün en çok beklenen anı çoğu zaman ders zili değil, beslenme saatinin zilidir. Çocuk için o on beş dakika sadece karın doyurmakla ilgili değildir; sırayı paylaşmak, bir şeyi arkadaşına uzatmak, kapağı kendi başına açmayı denemek gibi küçük ama biriktikçe kişilik kuran deneyimlerle doludur. Bu yüzden beslenme çantasına ne konulduğu kadar, o çantanın çocuğa nasıl bir gün vaat ettiği de önem taşır.
Pek çok evde sabahın ilk gerginliği tam da bu çantanın başında yaşanır. Bir yanda dengeli bir öğün hazırlamak isteyen bir yetişkin, diğer yanda dün beğendiğini bugün geri getiren bir çocuk vardır. Oysa bu ikisi birbirinin rakibi olmak zorunda değildir. Beslenme saatini bir pazarlık masasına dönüştürmeden, hem doyurucu hem de çocuğun gerçekten yiyeceği bir düzen kurmak mümkündür.
Çanta bir öğündür, atıştırmalık yığını değil
Beslenme molası günün ortasına denk gelir ve çocuğun kalan derslerde ayakta kalmasını sağlayacak enerjiyi taşır. Bu nedenle çantaya konulan şeylerin tek tek lezzetli olması yetmez; bir arada bir öğün oluşturmaları gerekir. Doyurucu bir ana parça, yanında bir meyve ya da sebze, bir de su. Bu üçlü sade görünse de çoğu tarifin yerini tutar.
Ana parça, çocuğun elinde dağılmayan ve soğuduğunda da yenebilen bir şey olmalıdır. Evde pişmiş bir börek dilimi, haşlanmış yumurtayla hazırlanmış küçük bir sandviç, peynirli bir sarma ya da önceki akşamdan kalan bir köfte bu işi görür. Yanına konulan meyve ise doğranmış ve yenmesi kolay olduğunda çantadan geri dönme ihtimalini büyük ölçüde kaybeder. Bütün bir elma çoğu zaman eve döner, dilimlenmiş bir elma dönmez.
Çocuğun seçim hakkı, sınırları belli bir alanda
Beslenme konusunda en sık yapılan hata, çocuğa ya hiç söz hakkı vermemek ya da sınırsız bir söz hakkı vermektir. İkisi de aynı yere çıkar: çantanın geri dönmesine. Arada duran yol ise seçenekleri önceden belirlemekten geçer. Akşamdan iki üç seçenek ortaya konur ve tercih çocuğa bırakılır. Peynirli mi yumurtalı mı, armut mu mandalina mı. Karar onun olduğunda, o kararın sonucunu sahiplenme ihtimali de artar.
Hazırlığın bir kısmını çocuğa devretmek de işe yarar. Kutuları yerleştirmek, meyveyi yıkamak, matarayı doldurmak gibi işler küçük görünür ama çocuğun kendi öğünüyle kurduğu bağı değiştirir. Kendi hazırladığı bir şeyi çöpe atmak, birinin hazırladığını atmaktan daha zordur.
Su, günün en çok unutulan parçasıdır
Çocuklar okulda susadıklarını çoğu zaman fark etmezler; oyunun ortasında su içmek akla gelmez. Oysa yeterince su içmemiş bir çocuk öğleden sonra derslerinde huzursuzlaşır, dikkati dağılır, başının ağrıdığını söyler. Çantada kendi matarasının bulunması ve o mataranın kolay açılan bir kapağa sahip olması bu tabloyu tek başına düzeltebilir. Renkli, ona ait, kendi seçtiği bir matara ise hatırlatıcı görevi görür.
Şekerli içecekler bu noktada yanıltıcıdır. Kısa sürede enerji verir gibi görünseler de çocuğun dikkat süresini uzatmazlar, çoğu zaman kısaltırlar. Aynı şey çok tatlı atıştırmalıklar için de geçerlidir. Bunları tamamen yasaklamak yerine haftanın belli günlerine bağlamak, hem gerilimi azaltır hem de bu yiyecekleri yasak meyve olmaktan çıkarır.
Sofra düzeni okulda da kurulabilir
Beslenme saatinin sosyal tarafı çoğu zaman göz ardı edilir. Çocuğun yanındakiyle paylaşması, birinin unuttuğu peçeteyi uzatması, artanını toplaması hep bu molada öğrenilir. Evde masada kurulan alışkanlıklar okulda da kendini gösterir. Yemekten önce ellerin yıkanması, çantanın toparlanması, çöpün yerine atılması gibi basit kurallar, tekrar edildikçe hatırlatmaya gerek kalmadan yerleşir.
Öğretmenin de bu molaya sahip çıkması çocuk için fark yaratır. Herkesin aynı anda oturduğu, aceleye getirilmeyen bir beslenme saati, hızlı yiyip koşan bir moladan çok daha besleyicidir. Yetişkinlerin bu on beş dakikayı ciddiye alması, çocuğa yemenin de gündemin bir parçası olduğunu gösterir.
Geri dönen çanta bir mesajdır
Akşam eve gelen çantanın açıldığında hâlâ dolu olması, çoğu velinin canını sıkar. Ancak buradaki asıl bilgi, çocuğun aç kaldığı değil, bir şeyin işlemediğidir. Belki mola çok kısaydı, belki kutunun kapağı açılmadı, belki arkadaşları oyuna gittiği için yemeye vakit kalmadı. Bunları öğrenmenin tek yolu, kızmadan sormaktır.
Sorular somut olduğunda cevaplar da somut gelir. Neden yemedin sorusu genellikle bilmiyorum cevabıyla karşılanır. Oysa zil çaldığında neredeydin, kutuyu açabildin mi, yanında kim oturuyordu gibi sorular gerçek engeli ortaya çıkarır. Çoğu zaman çözüm de bu kadar basittir: daha kolay açılan bir kap, daha küçük bir porsiyon ya da elle yenebilen bir biçim.
Porsiyon konusu özellikle önemlidir. Yetişkin gözüyle makul görünen bir miktar, çocuğun on beş dakikada bitirebileceğinden fazla olabilir. Küçük ama tamamlanabilir bir öğün, yarısı geri dönen büyük bir öğünden hem daha besleyici hem de çocuğun kendini başarılı hissetmesi bakımından daha iyidir.
Beslenme çantası günün küçük bir ayrıntısı gibi görünür. Ama her sabah aynı özenle hazırlanan o kutu, çocuğa evden okula uzanan sessiz bir mesaj taşır: burada senin bir gününü düşünen biri var. Bu mesaj, içindeki her şeyden daha uzun süre kalır.